Nasreddin Hoca, Timur Han’ı ziyarete gitmiş. Timur Han Akşehirlilerin yanlış işler yapmakta olduklarını anlatıyormuş. O...
Nasreddin Hoca, Timur Han’ı ziyarete gitmiş. Timur Han Akşehirlilerin yanlış işler yapmakta olduklarını anlatıyormuş. O sırada pencerenin kenarında olan Hoca, dışarıya doğru bir bakmış ki güneşlenmekte olan kazlar tek ayakları üzerinde duruyorlar.
Timur Han’a dönüp;
- “Hayret, buradaki bütün kazlar tek ayaklı” deyivermiş.
Timur Han, kazlara doğru, bastonunu hızla fırlatmış. Kaçışmağa başlayan hayvanlar iki ayağını da kullanınca, Nasreddin Hoca sözü yapıştırmış:
- “Timur Han’ın değneğini yeseydin, sen de dört ayaklı olurdun” demiş.
Öğüt : Korku ve telâş insana yanlış işler yaptırabilir. Emriniz altındakilerin doğru şeyler yapabilmesini istiyorsanız, onlara güven ve zaman tanımalısınız.
nasrettin hoca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nasrettin hoca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Mayıs 2010 Pazar
İyi görmek için
Nasreddin Hoca bir gece telâşla karısını uyandırmış:- “Aman hanım, çabucak şu gözlüklerimi ver de uykum açılmadan gözüm...
Nasreddin Hoca bir gece telâşla karısını uyandırmış:
- “Aman hanım, çabucak şu gözlüklerimi ver de uykum açılmadan gözüme takıp uyuyayım.”
- “A Efendi” demiş karısı. “Uykuda gözlükleri ne yapacaksın?”
- “Güzel güzel rüyalar görüyordum. Kimi yerlerini seçemedim. Rüyama geri dönebilirsem, gözlüklerimle bir güzel seyredeceğim.”
Öğüt : Rüya olayı insan oğlunun çözmeye çok çalıştığı bir konudur. En kısa zaman diliminde bazen yıllar öncesine, bazen çok uzaklara gidilebilmektedir. Uyanana kadar rüyalarımız sanki hakiki yaşamdan farksız olabilmektedirler. Rüyaların görülebilmesi için paraya da, araç gereçlere de ihtiyacımız yoktur. Gözlük sadece işin esprisi.
Nasreddin Hoca bir gece telâşla karısını uyandırmış:
- “Aman hanım, çabucak şu gözlüklerimi ver de uykum açılmadan gözüme takıp uyuyayım.”
- “A Efendi” demiş karısı. “Uykuda gözlükleri ne yapacaksın?”
- “Güzel güzel rüyalar görüyordum. Kimi yerlerini seçemedim. Rüyama geri dönebilirsem, gözlüklerimle bir güzel seyredeceğim.”
Öğüt : Rüya olayı insan oğlunun çözmeye çok çalıştığı bir konudur. En kısa zaman diliminde bazen yıllar öncesine, bazen çok uzaklara gidilebilmektedir. Uyanana kadar rüyalarımız sanki hakiki yaşamdan farksız olabilmektedirler. Rüyaların görülebilmesi için paraya da, araç gereçlere de ihtiyacımız yoktur. Gözlük sadece işin esprisi.
Fincancı katırları
Nasreddin Hoca kabir hayatını uzun uzun anlatmağa çalışmış. Mevta kabre konulduğunda, sorgu melekleri gelirler; “-Rabbi...
Nasreddin Hoca kabir hayatını uzun uzun anlatmağa çalışmış. Mevta kabre konulduğunda, sorgu melekleri gelirler; “-Rabbin kim? -Dinin nedir? -Peygamberin kimdir? -Kitabın nedir? Ömrünü nerede ve nasıl harcadın?...”diye sual ederler. Burada ameli iyi olmayanlar bu sorulara bilse de cevap veremezler. O zaman kıyamete kadar, hesap
gününe kadar kendilerine kabirlerinde de azap edilir. Kabirler bizler için ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur, diye anlatıyormuş.
Cemaatten gözü pek, aklı az biri kendi kendine bir karar vermiş. “Gidip kazılmış bir kabrin içine akşamleyin girip yatayım. Ölü gibi dururum. Bakalım sual melekleri gelipte bunları soracak mı?”
Yol kenarına yakın, kazılmış bir mezara girip yatmış. Ancak gece sabaha doğru bir gürültü, zil sesleri vs duyunca korkup ayağa kalkmış. Pazara erkenden yetişmek için yola koyulan fincancıların katırları ürkmüş ve koşuşmaya başlamışlar. Taşıdıkları fincanlar, tabaklar, vazolar da tuzla buz olmuş.
Katırcılar adamı yakalamış;
- “Kimsin, ne işin var burada? !”
Adam şaşkın şaşkın kekeleyerek;
- “Gece burada mezarda yattım. Münkir ve Nekir melekleri mezarda ne soracak ve ne yapacaklar diye merak ettim de...” demiş adam.
Katırcılar adamı bir güzel döverken;
- “İşte bunu sorup böyle de döveceklerdi!” demiş ve bayıltana kadar da dövüp bırakıp gitmişler.
Evine dönerken, yolda o halde kendisini gören Nasreddin Hoca merakla adama sormuş;
- “Be adam! bu halin ne?”
- “Sorma Hocam,” demiş adam. “Kabirde Münkir-Nekir neler soruyor ve sonra ne yapıyorlar diye merak ettim de bu gece mezarlıkta yatmıştım”
- “Peki neler duydun, neler gördün, Münkir - Nekir seni sorguladı mı? Sonra ne yaptılar?” demiş Hoca.
- “nı ürkütmeseydim, hiç bir şey yoktu” demiş adam.
Öğüt : Anlatılanları, derslerimizi iyi dinleyip öğrenmez sek, fincancı katırlarını ürkütenin hâli bazen bizim de başımıza gelebilir.
Nasreddin Hoca kabir hayatını uzun uzun anlatmağa çalışmış. Mevta kabre konulduğunda, sorgu melekleri gelirler; “-Rabbin kim? -Dinin nedir? -Peygamberin kimdir? -Kitabın nedir? Ömrünü nerede ve nasıl harcadın?...”diye sual ederler. Burada ameli iyi olmayanlar bu sorulara bilse de cevap veremezler. O zaman kıyamete kadar, hesap
gününe kadar kendilerine kabirlerinde de azap edilir. Kabirler bizler için ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur, diye anlatıyormuş.
Cemaatten gözü pek, aklı az biri kendi kendine bir karar vermiş. “Gidip kazılmış bir kabrin içine akşamleyin girip yatayım. Ölü gibi dururum. Bakalım sual melekleri gelipte bunları soracak mı?”
Yol kenarına yakın, kazılmış bir mezara girip yatmış. Ancak gece sabaha doğru bir gürültü, zil sesleri vs duyunca korkup ayağa kalkmış. Pazara erkenden yetişmek için yola koyulan fincancıların katırları ürkmüş ve koşuşmaya başlamışlar. Taşıdıkları fincanlar, tabaklar, vazolar da tuzla buz olmuş.
Katırcılar adamı yakalamış;
- “Kimsin, ne işin var burada? !”
Adam şaşkın şaşkın kekeleyerek;
- “Gece burada mezarda yattım. Münkir ve Nekir melekleri mezarda ne soracak ve ne yapacaklar diye merak ettim de...” demiş adam.
Katırcılar adamı bir güzel döverken;
- “İşte bunu sorup böyle de döveceklerdi!” demiş ve bayıltana kadar da dövüp bırakıp gitmişler.
Evine dönerken, yolda o halde kendisini gören Nasreddin Hoca merakla adama sormuş;
- “Be adam! bu halin ne?”
- “Sorma Hocam,” demiş adam. “Kabirde Münkir-Nekir neler soruyor ve sonra ne yapıyorlar diye merak ettim de bu gece mezarlıkta yatmıştım”
- “Peki neler duydun, neler gördün, Münkir - Nekir seni sorguladı mı? Sonra ne yaptılar?” demiş Hoca.
- “nı ürkütmeseydim, hiç bir şey yoktu” demiş adam.
Öğüt : Anlatılanları, derslerimizi iyi dinleyip öğrenmez sek, fincancı katırlarını ürkütenin hâli bazen bizim de başımıza gelebilir.
Etiketler:
fıkra,
nasrettin fıkraları,
nasrettin hoca,
nasrettin hoca fıkraları
Ya kokusunu ne yapacaksın
Hoca’nın yanında seslice yellenen biri, kabahatini örtbas edebilmek için ayağını tahtaya sürtmeye başlamış. Hoca gülüms...
Hoca’nın yanında seslice yellenen biri, kabahatini örtbas edebilmek için ayağını tahtaya sürtmeye başlamış. Hoca gülümsemiş;
- “Haydi sesini uydurdun diyelim. ?”
Öğüt : Edepli olmaya özen göstermek kişinin saygınlığını arttırır.
Hoca’nın yanında seslice yellenen biri, kabahatini örtbas edebilmek için ayağını tahtaya sürtmeye başlamış. Hoca gülümsemiş;
- “Haydi sesini uydurdun diyelim. ?”
Öğüt : Edepli olmaya özen göstermek kişinin saygınlığını arttırır.
Etiketler:
fıkra,
nasrettin fıkraları,
nasrettin hoca,
nasrettin hoca fıkraları
Ramazanın 49’u
Kameri takvime göre ramazan hilâli görününce oruca başlanır. Şevval ayı hilâli görününce bayram yapılır.Eskiden ayın ne zaman...
Kameri takvime göre ramazan hilâli görününce oruca başlanır. Şevval ayı hilâli görününce bayram yapılır.
Eskiden ayın ne zaman nerede görünebileceği daha evvelinden, günümüzdeki gibi astronomik hesaplarla tam olarak bilinemezdi. Oruca başlamak için ve bayram yapmak için güvenilir kişiler ramazan ayı hilâlini gözetlerlerdi. Bulutlu havalarda bu gözlemleri yapmak bazen imkânsızlaşırdı. Şevval hilâlini gözetlemek mümkün olmadığında bayram yapmak için ramazan ayı 30 gün kabul edilirdi.
Nasreddin Hoca, gerektiğinde günleri şaşırmamak için çömleğe her gün bir taş atarmış. Cemaatten muzip biri, bunu fark ederek gizlice çömleğe taş doldurmuş. Havanın bulutlu olduğu bir günde Hoca’ya; - “ Hocam bu gün ramazanın kaçı oldu?” diye sormuş.
Hoca gidip çömlekteki taşları saymış. 149 çıkmış. Muzipliği fark edip geriye dönmüş:
- “ Bugün ramazanın 49’u”, demiş.
Muzip adam:
- “ Aman Hocam, hiç ramazanın 49’u olur mu?” dediğinde;
- “ Sen 49’una şükret, çömlek hesabına bakılırsa, bugün ramazanın 149’u !” demiş.
Öğüt : Yâ sîn suresinin 39 uncu ayetinde zamanımızı bilebilmemiz için ayın görüntüsünün değiştirildiği belirtiliyor. Eski Romalılar ay takvimini kullanırlarken yılı 354 gün kabul etmişler. Farkları düzeltmek için üç yıla bir ay eklemişler vb.. Güneş takviminde de sapmalar vardır. (bir yıl=365 gün 5 saat 47 dakika 46 saniyedir.) Dört yılda bir şubat ayına bir gün eklenir. Kalan küsüratlar için; yüzyıllar içinde bir zamanda düzeltmeler yapılır. Günümüz teknolojisinde çok mükemmel bir şekilde hesaplanabilmektedir.
Fıkrayı 13 üncü asrın olanaklarına göre düşünelim.
Kameri takvime göre ramazan hilâli görününce oruca başlanır. Şevval ayı hilâli görününce bayram yapılır.
Eskiden ayın ne zaman nerede görünebileceği daha evvelinden, günümüzdeki gibi astronomik hesaplarla tam olarak bilinemezdi. Oruca başlamak için ve bayram yapmak için güvenilir kişiler ramazan ayı hilâlini gözetlerlerdi. Bulutlu havalarda bu gözlemleri yapmak bazen imkânsızlaşırdı. Şevval hilâlini gözetlemek mümkün olmadığında bayram yapmak için ramazan ayı 30 gün kabul edilirdi.
Nasreddin Hoca, gerektiğinde günleri şaşırmamak için çömleğe her gün bir taş atarmış. Cemaatten muzip biri, bunu fark ederek gizlice çömleğe taş doldurmuş. Havanın bulutlu olduğu bir günde Hoca’ya; - “ Hocam bu gün ramazanın kaçı oldu?” diye sormuş.
Hoca gidip çömlekteki taşları saymış. 149 çıkmış. Muzipliği fark edip geriye dönmüş:
- “ Bugün ramazanın 49’u”, demiş.
Muzip adam:
- “ Aman Hocam, hiç ramazanın 49’u olur mu?” dediğinde;
- “ Sen 49’una şükret, çömlek hesabına bakılırsa, bugün ramazanın 149’u !” demiş.
Öğüt : Yâ sîn suresinin 39 uncu ayetinde zamanımızı bilebilmemiz için ayın görüntüsünün değiştirildiği belirtiliyor. Eski Romalılar ay takvimini kullanırlarken yılı 354 gün kabul etmişler. Farkları düzeltmek için üç yıla bir ay eklemişler vb.. Güneş takviminde de sapmalar vardır. (bir yıl=365 gün 5 saat 47 dakika 46 saniyedir.) Dört yılda bir şubat ayına bir gün eklenir. Kalan küsüratlar için; yüzyıllar içinde bir zamanda düzeltmeler yapılır. Günümüz teknolojisinde çok mükemmel bir şekilde hesaplanabilmektedir.
Fıkrayı 13 üncü asrın olanaklarına göre düşünelim.
Etiketler:
fıkra,
nasrettin fıkraları,
nasrettin hoca,
nasrettin hoca fıkraları
Sahibi ölmüş eşek
Akşehir’in en iyi avcılarından biri, silâhını kuşanmış, ava gitmiş. Her ava gidişinde birkaç tane kurt da vurmaktaymış....
Akşehir’in en iyi avcılarından biri, silâhını kuşanmış, ava gitmiş. Her ava gidişinde birkaç tane kurt da vurmaktaymış. Akşam geç vakit olup ta avcının dönmediğini öğrenen oğlu, komşularıyla beraber onu aramağa gitmiş. Ormanda bir ara eşeğinin anırması duyulmuş. O tarafa doğru koşuşmuşlar. Biraz ileride Avcının soğuk vücuduyla karşılaşmışlar. Baktıklarında birkaç saat evvel eceli ile öldüğünü anlamışlar. Tüfeği de yanında hazır duruyormuş. Eşeğin sesinin geldiği tarafa doğru bakmışlar ki kurt sürüsü eşeği boğmuş yiyorlar.
Hoca yapacak bir şey olmadığını görünce, eşeği hızla yemekte olan kurtlara doğru seslenmiş;
- “Yeyin bakalım yeyin. Buldunuz sahibi ölmüş eşeği!”
Öğüt : Avcı ölmeseydi, kurt sürüsü değil eşeği yemek, yanına bile yaklaşamazdı. Avcı en azından birkaçını vurup öldürebilirdi.
Akşehir’in en iyi avcılarından biri, silâhını kuşanmış, ava gitmiş. Her ava gidişinde birkaç tane kurt da vurmaktaymış. Akşam geç vakit olup ta avcının dönmediğini öğrenen oğlu, komşularıyla beraber onu aramağa gitmiş. Ormanda bir ara eşeğinin anırması duyulmuş. O tarafa doğru koşuşmuşlar. Biraz ileride Avcının soğuk vücuduyla karşılaşmışlar. Baktıklarında birkaç saat evvel eceli ile öldüğünü anlamışlar. Tüfeği de yanında hazır duruyormuş. Eşeğin sesinin geldiği tarafa doğru bakmışlar ki kurt sürüsü eşeği boğmuş yiyorlar.
Hoca yapacak bir şey olmadığını görünce, eşeği hızla yemekte olan kurtlara doğru seslenmiş;
- “Yeyin bakalım yeyin. Buldunuz sahibi ölmüş eşeği!”
Öğüt : Avcı ölmeseydi, kurt sürüsü değil eşeği yemek, yanına bile yaklaşamazdı. Avcı en azından birkaçını vurup öldürebilirdi.
Etiketler:
fıkra,
nasrettin fıkraları,
nasrettin hoca,
nasrettin hoca fıkraları
23 Haziran 2008 Pazartesi
BomBa
Bir tımarhanede deliler ayaklanır ve binanın orta bahçesini işgal ederler. Hiçbiride dağılmaz. Bunun üzerine doktorlar toplanarak yönetmeliği açarlar ve aynısını uygulamaya karar verirler. Yönetmeliye göre bir doktoru çırılçıplak soyar delilerin içine atarlar. Doktor içeri girince * BOMBAAA * diye bağırır. Bunu gören deliler doktoru tuttukları gibi camdan dışarı atarlar. Bunun üzerine doktorlar tekrar toplanır ve konuşurlar. Bu işte bir yanlışlık vardır. Delilerin hepsinin dağılması gerekmektedir. Yeniden denerler. Bir doktoru daha soyup içeri atarlar ve oda * BOMBAAA * diye bağırır. Deliler onu da tuttukları gibi camdan dışarı atarlar. Başhekim en sonunda bir de ben deniyeyim der ve soyunup delilerin arasına girer ve * BOMBAAA * diye bağırır. Bunun üzerine bütün deliler kaçışır ve binayı ve orta bahçeyi terk ederler. Doktorlar merak eder ve biraz akıllı olanlarından toplayarak bu durumu sorarlar. Niçin siz ilk iki doktor girdiğinde binayı boşaltmadınız da son başhekim girdiğinde boşaltınız? derler. Delilerde "İlk giren iki bombanın fitili uzundu ama son giren bombanın fitili kısaydı zamanımız yoktu içerde patlamasın diye böyle yaptık" derler.
Jim ile Mary
Jim ile Mary akıl hastanesinde iki hastadır. Bir gün hastanenin yüzme havuzunun etrafında dolaşırken Jim aniden suya atlayıp en dibe batar. Bunu gören Mary hemen ardından atlar ve dibe kadar yüzüp Jim'i kurtarır. Tabii Mary'nin bu kahramanca davranışı hastanede olay olur. Bunu duyan başhekim de Mary'nin artık iyileştiğini düşünüp, hastaneden derhal taburcu edilmesi emrini verir. İşlemler yapılır, belgeler çıkartılır, Başhekim ayni gün Mary'nin yanına gider:
-Mary, sana bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haberim, yaptığın kahramanca davranıştan ötürü anladık ki akli dengen tamamen yerinde ve böylece hastanemizden taburcu oluyorsun. Kötü habere gelince, kurtardığın hasta, Jim, intihar etmiş. Az önce odasının banyosunda kendisini asmış bulundu.
- Mary gayet sakin yanıt verir: “O intihar falan etmedi ki. Ben onu astım kurusun diye. “
-Mary, sana bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haberim, yaptığın kahramanca davranıştan ötürü anladık ki akli dengen tamamen yerinde ve böylece hastanemizden taburcu oluyorsun. Kötü habere gelince, kurtardığın hasta, Jim, intihar etmiş. Az önce odasının banyosunda kendisini asmış bulundu.
- Mary gayet sakin yanıt verir: “O intihar falan etmedi ki. Ben onu astım kurusun diye. “
Kime Görüneyim
Nasrettin Hoca evlenmeye niyetlenir. Eş,dost bir hatuncağızı öve öve öve göklere çıkarırlar.
-Şöyle huylu!
-Böyle soylu!
-Dünyalar güzeli... Hoca'nın gönlünü çelerler. Evlenirler. Zifaf gecesi yüz görümlüğünü veren Hoca, gelinin duvağını kaldırır. Aman Allah'ım! Çirkin bir gelin. Gelin hanım, kocasına sadakatim göstermek için:
-Hoca efendi, akrabalarından kime görüneyim, kime görünmeyeyim? diye sorar. Hoca şaşkın:
-Aman hatun, bana görünme de kime görünürsen görün... der
-Şöyle huylu!
-Böyle soylu!
-Dünyalar güzeli... Hoca'nın gönlünü çelerler. Evlenirler. Zifaf gecesi yüz görümlüğünü veren Hoca, gelinin duvağını kaldırır. Aman Allah'ım! Çirkin bir gelin. Gelin hanım, kocasına sadakatim göstermek için:
-Hoca efendi, akrabalarından kime görüneyim, kime görünmeyeyim? diye sorar. Hoca şaşkın:
-Aman hatun, bana görünme de kime görünürsen görün... der
Şakayı Sevmem
Nasrettin hoca pazarda dalgın yürüyormuş.etrafındaki esnafları seyrediyor.bu sırada ensesine bir tokat geliyor. Hoca tökezlemiş bir kaç adım sendelemiş neyse toparlanıp sinirli bir şekilde arkasını dönmüş. Bir bakmış ki hocanın 2 katı hayvan gibi bir adam. Hoca durmuş bir yutkunmuş önce,sonra:
- bana senmi vurdun? demiş adama. Adam:
- ben vurdum lan ne olacak demiş. Hoca:
- sakadan mı vurdun ciddiden mi? demiş Adam:
- ciddi vurdum napacan?! Hoca:
- Aman aman, öyle olsun... Cunku şakadan hiç hoşlanmam da.
- bana senmi vurdun? demiş adama. Adam:
- ben vurdum lan ne olacak demiş. Hoca:
- sakadan mı vurdun ciddiden mi? demiş Adam:
- ciddi vurdum napacan?! Hoca:
- Aman aman, öyle olsun... Cunku şakadan hiç hoşlanmam da.
Allahın Hikmeti
Nasrettin hoca bir gün köyden şehre giderken yorulmuş tarlanın kenarındaki Ceviz ağacının altında dinleneyim demiş.Şöyle bir etrafına bakınıp ağacın altına uzanmış. Ve şöyle düşünmüş.Ey Allah'ım gücüne sual olmaz amma,incecik kabak sapında kocaman kabak var, koskocaman ağaçta küçücük ceviz var, bu nasıl iş deyip uykuya dalmış.Ağaçtan bir ceviz hocanın kafasına düşüvermiş.Ve kafada ceviz büyüklüğünde bir şiş olmuş. Hoca hiddetle uyanmış ve Yarabbi sen en iyisini bilirsin demiş. Simdi o kabak ağaçta olsaydı benim halim ne olurdu.
Hoca nın Hanımı
Nasrettin Hoca'ya dert yanıyorlar: __Yahu Hoca senin hanım çok geziyor. Hoca:Olur mu canım? O kadar gezse arada bir bizim eve de uğrar
Sen biliyordun değil mi
Nasreddin hocanın iki karısı varmış biri diğerinden daha genç ve güzelmiş. Tekneyle gezintiye çıkmışlar karıları hoca demiş biz göle düşsek önce hangimizi kurtarırdın?
-Hoca yaşlı karısına dönmüş “ Hanım sen biraz yüzme biliyordun değil mi? “ demiş.
-Hoca yaşlı karısına dönmüş “ Hanım sen biraz yüzme biliyordun değil mi? “ demiş.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)